Emanet’in Seher’i Sıla Türkoğlu’ndan özel hayat açıklaması: Aşk bana yaramıyor!

Çocukluktan gelen bir oyunculuk aşkıyla mesleğe başlayan Sıla Türkoğlu, Sabah’ın Youtube kanalında samimi açıklamalarda bulundu. “Göz önünde olmayı da seviyorum” diyen Sıla Türkoğlu, ailesinin “Nasıl olsa Sıla sıkılacak, oyunculuk heves olarak kalacak” gözüyle baktığı işte pes etmeden nasıl yükseldiğini anlattı. Partneri Halil İbrahim Ceyhan ile anlaşamadığı anları da anlatan Türkoğlu, set arkasında yaşananlar hakkında merak edilenlere yanıt verdi…
Oyunculuğa 2018 yılında rol aldığı Ağlama Anne dizisiyle başladı. 2019’da yoluna devam ederek, Yemin dizisinde Suna karakterini canlandırdı. 2020’de Emanet dizisinde Seher karakteriyle ilk başrolünü kaptı. Peki oyunculuğa nasıl başladı, unutamadığı set anısı var mı, özel hayatında nasıl biri? Sıla Türkoğlu ile hakkında merak edilenleri konuştuk…

-Oyunculuğa “Ağlama Anne” dizisiyle başladın, “Yemin” dizisiyle devam ettin. Yemin’de yıldızın parladıktan sonra “Emanet” dizisinde başrol oyuncusu olarak yer aldın. Nasıl gidiyor?

Her şey yolunda. Hedeflediğimiz gibi adım adım ilerliyoruz. Çok güzel gidiyor.

-Bize hayat serüvenini biraz anlatır mısın? Nasıl karar verdin oyuncu olmaya, nasıl gelişti süreç?

Birçok dalda bir şeyler denedim. Bir ara resme gidiyordum, voleybol ile ilgilendim. Ama hiçbirinde “Ben bunu ömrümün sonuna kadar yapabilirim” diyemedim. Çünkü en ufak bir darbede kırılıp, “Ben gitmeyeceğim” diyordum. Ta ki lisede bir hocam sağ olsun, amatör bir okul tiyatrosu kurdu. “Gelir misin?” diye davet etti. Ben de hocamı çok seviyordum ve kıramadım. Kulisteki ortam, sahneye çıktığındaki alkış, insanların senin yaptıklarını pür dikkat izlemesi çok hoşuma gitti.

GÖZ ÖNÜNDE OLMAYI SEVİYORUM

Göz önünde olmayı da seviyorum galiba (gülüyor). O yüzden dedim ki; ben bunu yapacağım. Aileme söyledim, sonra tiyatroya başladım. Ailem “Nasıl olsa Sıla sıkılacak, oyunculuk heves olarak kalacak” gözüyle baktı ama pes etmedim. Aileyle biraz çekişmeli biraz sürtüşmeli derken sonunda oldu.

-Çabuk sıkılır mısın bir şeylerden?

Evet. İş konusunda asla sıkılmıyorum ama normalde çok odaklanamam bir şeylere. Ama oyunculukta asla.

-Emanet dizine geçmeden önce biraz Yemin’i sormak istiyorum. Aslında yıldızın Yemin’le parladı desek yanlış olmaz sanırım. Yemin’den Emanet’e geçişin nasıl oldu?

Yemin’de sorumluluklarım daha azdı. Ama hiçbir zaman sıkılmadım. Hiçbir zaman ciddiyetsizlik yapmadım. Çok çalıştım, bu da yönetmenlerimin ve yapımcımın dikkatini çekti. Hep bir sorumluluk bilincindeydim, onlar bana destek oldu. Böylece Emanet’e başladım.

-Bir anda “Hadi Emanet’tesin” gibi mi oldu?

Aslında evet. Yemin’in nasıl biteceği belli değildi. Bana Emanet’ten bahsettiler, “Tamam” dedim. Bir anda gidiyorum Yemin’e veda sahnesi çekmeye çalışıyorum, bir yandan Emanet’in okuma provalarına gidiyorum. Bir anda ‘Seher-Suna-Seher-Suna’ oldum. Baya hızlı bir süreçti.

-Herkesin gözünde ‘Seher’sin şuan. Seni o karakter olarak gören, onunla bağdaştıran pek çok hayranın var. Peki aslında Sıla Türkoğlu kimdir? Hayranlarına gerçek Sıla’yı biraz anlatır mısınız?

Ben daha baskın bir karakterim. Seher ters bir durumla karşılaşsa bile asla kişiliğinden ödün vermiyor. Onların seviyesine inmiyor, muhattap almıyor. Sıla biraz agresif olabilir Seher’e göre (gülüyor). Ben daha dobra bir insanım. Ama ortak yönlerimiz daha fazla.

-Şu an kariyer basamaklarını hızla tırmanıyorsun. Ama sanat dünyasına atılmamış olsaydın, “Kesin şu işi yapardım” diyebileceğin bir meslek var mı?

Hukuk okurdum (gülüyor). Şu an kesin Kordon’da bürom vardı. Avukat olurdum büyük ihtimalle, seviyorum çünkü. Daha önce mahkemeye de gittim, izledim, gördüm, gözlemledim. Baya beni o yolda ilerletiyorlardı zorla da son anda oyuncu oldum (gülüyor). Ama şu an düşününce yapamazdım gibi geliyor.

-Gelelim Emanet dizisine. Halil bey ile enerjinizin tuttuğunu görüyoruz. Bu ekrana yansıyor ki büyük de bir fan kitleniz var. Peki set arkasında bu durum nasıl? Partnerinle sorun yaşadığın oluyor mu?

Anlaşamadığımız noktalar çok nadir aslında. Genelde ikimiz de çok enerjiğiz. İkimiz de pozitif bakmaya çalışıyoruz. O düştüğü anda ben onu kaldırmaya çalışıyorum, enerjisini yükseltmeye çalışıyorum. Aynı şekilde o bana yapıyor. Birbirimize destek ola ola güzel bir iş ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Senaryoda hakim olduğum bir konuysa ve karşımdaki hakim değilse, “Neden böyle yapmıyorsun, şunu yapman gerekir” şeklinde karşımdakine karışabiliyoruz maalesef. O noktalarda bir tık belki anlaşamadığımız oluyor ama onun dışında anlaşıyoruz diye düşünüyorum.

-Nasıl bir set ortamınız var biraz bahsedebilir misin?

Set ortamımız huzurlu, mutlu, aile ortamı gibi aslında. Çünkü hepimiz ailelerimizden çok birbirimizi görüyoruz. Birbirimize kızsak da atışsak da iki dakika sonra tekrardan mutlu mesut devam edebiliyoruz yolumuza. Hepimiz işimizi severek yapıyoruz. Hepimizin belli bir hedefi var. O yüzden güzel bir atmosferde çalışıyoruz.

MEZAR SAHNESİNİ HİÇBİR ZAMAN UNUTMAYACAĞIM

-Unutamadığın bir set anısı var mı? Çok güldüğünüz, çok zorlandığınız, çok üzüldüğünüz…

Mezar sahnemi hiçbir zaman unutmayacağım. Gerçekten hem çok zorlayan, bir o kadar da değişik duygu tattıran bir sahne daha çekebilir miyim bilmiyorum. Sahne aralarında ağlamaya devam ediyorum, hoca geliyor “Sakin ol” diyor. Çok değişik şeyler hissettim o gün. Benim için zordu, hiçbir zaman unutmayacağım.

Şunu öğrendim; çok zor bir sahne çekiyoruz. Kamera arkasında seyirci bakıyor “E gülüyor bunlar, ama az sonra ağlıyorsun, nasıl yapıyorsun?” diyorlar mesela. Sahne aralarında da ben o duyguda devam edersem zaten psikolojim alt üst olur. O yüzden sahne arasında hep kafamı boşaltmaya ve eğlenmeye çalışıyorum ki o zor sahnelerin altından kalkabileyim. Umarım da kalkabiliyorumdur.

“SABAHA KADAR ÇALIŞSAK” DEDİĞİM ANLAR OLUYOR!

-Hafta içi her gün yayınlanan, günlük bir dizide rol alıyorsunuz. Haftalık dizilere nazaran daha fazla çalıştığınızı söyleyebiliriz sanırım. Bu temponun sizi yorduğu oluyor mu?

Haftanın 6 günü setteyiz. Belirli bir çalışma saatimiz çok fazla yok. Zorluyor mu dersek; hayır. Belki de benim yaşımdan kaynaklı olabilir. Ya da çok işimi severek yaptığım için olabilir. Ben çok zorlanmıyorum. Hatta “Sabaha kadar çalışsak, bugün eve gitmesek, daha mı çok çalışsak?” bu tarz şeyler söylüyorum. Bir buçuk yıldır hiç durmaksızın çalıştım ve hiç yorumladım. Belki yaşımdan, belki işimi tutkuyla yapmaktan…

BAZI ELEŞTİRİLER CANIMI SIKIYOR

-Sosyal medyada büyük bir fan kitlen var. Çok sayıda güzel yorum alıyorsunuz mutlaka. Peki hiç eleştiren, olumsuz yorum yapanlar da oluyor mu?

Eleştiri yapan da oluyor. Ama bunların hepsi yapıcı eleştiriler diye bakıyorum ben. Beni eleştirebilirsin, destekleyebilirsin, güzel eleştirilere de çok açığımdır. Ama bazı canımızı sıkan eleştirilerimiz de oluyor. Tamamen Sıla’ya olan eleştiriler benim canımın biraz sıkıyor. Ama bunlar çok az, genelde bizi sevip destekliyorlar. Sete geliyorlar, saatlerce sette bekliyorlar sırf bizi görmek için. O kadar mutlu oluyoruz ki, motive ediyor. Ben çok mutlu oluyorum, iyi ki varlar.

-Olumsuz yorumlar modunuzu düşürür mü? Bu işinize yansır mı?

Asla. Benim yansımıyor. Eleştiriye açığımdır ama bakıyorum eleştirene, “Kendi hayatında ne yapıyor acaba?” diye düşünüyorum. “Eleştiriyor mu, öylesine mi bir şeyler söylüyor?” diye bakıyorum. Herkes kendi inanç sisteminde seni eleştiriyor. Kişisel algılamamak lazım bunu. Kendine uygun görüyor demek ki öyle şeyler söylemeyi. O yüzden modum düşmüyor benim.

-Sektörde fiziksel ayrımcılık yapıldığını düşünüyor musun? Bu durum hakkında ne söylemek istersin?

Bunu çok düşündüm. Aslında bazen diyorum ki; evet sanki yapılıyor gibi. Ama bazen de tezimi çürüten şeyler görüyorum. Bence yapılmıyordur herhalde. Yapılmaması da lazım.

-Böyle bir şey başına gelse ne yapardın?

Çok üzülürdüm (gülüyor). Hayırlısı buymuş demek ki derim. Ama evet haksızlık mı haksızlık. Beni bir projeye koyuyorsan sadece kaşım, gözüm, vücut ölçülerim için koyma. Gerçekten hakkını verebileceksem o karakterin, o yüzden bana iş ver. Ben de istemem altından kalkamayacağım bir karakteri oynamak.

O İNSANLARI HAYATIMDAN ÇIKARTTIĞIMDAN BERİ MUTLUYUM

-Peki sen kendinle barışık biri misin? Değiştirmek istediğin fiziksel bir özelliğin veya bir huyun var mı?

Aslında lisedeyken hiç değildim. Renkli kıyafet hiç giyemezdim. Öyle takıntılarım vardı. Ama bunun sonra etrafımdaki insanlardan kaynaklı olduğunu gördüm. O insanları hayatımdan çıkarttıktan sonra baktım ki ben çok mutluyum. Her şeyi yapabiliyorum. Şuanda da eleştiri alıyoruz ama ben mutluyum. Aynaya baktığımda diyorum ki “İyi ki sen böylesin”. Fazlalarınla, eksiklerinle, kusurlarınla… İyiyim ben ya, takmıyorum onları.

AŞK BANA YARAMIYOR

-Peki biraz da aşkı konuşmak isterim. Sıla Türkoğlu’nun dünyasında aşk nedir?

Aşıkken kendimi çok seviyorum. Karşımdakine de neyse öyle davranıyorum. İçimden ne geçiyorsa onu söylüyorum. Aslında aşk, sevgi bunlar beni mutlu eden şeyler, motive eden şeyler ve beni güzelleştiren şeyler. O yüzden güzel bir duygu. Aşk insanıyım evet ama belki işime aşığım, belki başka bir şeye aşığım. O tarz bir aşk benimkisi.

-Sıla Türkoğlu aşık olduğunda nasıl biri oluyor?

Aşıkken karşımdakine sürekli vermeyi severim. Onu mutlu etmek için her şeyi yapabilirim. Ufak bir şey görürüm, hoşuma gider alırım. Aslında bir tık hayatımın merkezine karşımdakini koyuyorum, ne kadar doğru bilmiyorum. O yüzden pek aşk bana yaramıyor galiba (gülüyor).

KISA SORULAR

BEN PİŞMAN OLMAM

-Çok keşkeleriniz var mıdır hayatta?

Yok. Ben pişman olmam. Hayat tecrübesi der geçerim.

-Gamsız biri misiniz?

Yerine göre diyelim. Aileme sorsanız “Evet Sıla gamsız biri” der ama biraz daha içimde yaşıyorum galiba. Dışarıya gamsız gibi görünebildiğim noktalar oluyor.

-Dışarıdan soğuk bulanlar oluyor mu seni?

Oluyor (gülüyor). Çok ön yargı işte, ön yargıları sevmiyorum. Çünkü kimsenin o anki ruh halini bilemezsin, ne yaşadığını bilemezsin. Ama bizde vardır ya; konuşunca “Niye konuştu?” oluyor. Konuşmayınca “Niye konuşmuyor?” oluyor. O anki yaşadığı şeyi bilmiyorsun ki neye göre yargılıyorsun? Yargılamamak lazım.

-Takıntı derecesinde bir huyunuz/özeliğiniz var mı?

Yok. Hayat çok kısa takıntı yapmak için (gülüyor).

-Bunları bu yaşta fark etmek güzel bir şey…

Bence erken yaşta iş hayatına atılmakla alakalı. Ailemden uzaklaştım, belki şu an İzmir’de olsaydım bu bilinçte olamayacaktım. Çalıştığım insanlar sağ olsun çok destekliyorlar beni. O yüzden doğru yönlendiren insanlar olunca hayatımda galiba bu biraz geliştiriyor seni.

-Hiç terk edildiniz mi?

Evet edildim.

-Çok acı verdi mi?

Şu an 22 yaşındayım, lisede filan sevgilim vardı. Yani lise aşkı, ne olabilir ki? O zamanlar neler neler ama şu an bakıyorum, komik. Gerek yokmuş işte ergenlikmiş.

ŞU AN BİRİNİ SEVMEM ÇOK ZOR!

-Peki, şıpsevdi biri misiniz?

Lisedeyken evet (gülüyor). Şu an çok zor birini sevmem.

-Hiç aldatıldınız mı? Ve bunu gözünle gördüğünüz/yakaladığınız oldu mu? (Mesaj, el ele görme gibi)

Aldatıldım (gülüyor). 9.-10. Sınıf filandı. Bir yer bildirimi programı vardı. Yer bildirmişler ben de gittim baktım sarmaş dolaşlar. Karşı masalarına oturdum hiçbir şey yapmadım. O anda bitirdim. İşte çocukluk hep bunların hepsi.

-Nasıl bir arkadaşsınız?

Arkadaşlarım isyandalar bana bu işe başladığımdan beri (gülüyor). Aslında hemen yardımlarına koşarım, hep destekçiyimdir. Ama bu işe başladığımdan beri telefonumu elime alamıyorum. Mesajlara 3-4 saat sonra cevap veriyorum. Ailemle de böyleyim günde bir defa filan konuşabiliyorum. Bu bir senedir iyi bir arkadaş olamıyorum onlara, özür dilerim. Ama normalde desteklerim her zaman yanlarındayımdır. Ben biraz da arkadaş ortamının yönlendiricisiyimdir. Bir yere gidilecekse Sıla’ya soralım. Daha baskın karakterim. Grup lideriyim ben. Hep lider ruhlu oldum.

-Cesur biri olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Evet. Aslında bu seneye kadar öyleydim, pandemi bende panik atak yaptı.

-Her söylenene kolayca inanır mısınız?

Evet, maalesef (gülüyor). En kötü özelliğim. İnsan kalbinde olmayan bir şeyi karşısından da beklemez ya, inanıyorum.

-Sizi en çok ne sinirlendirir?

Haksızlık. Haksızlığa asla uğrayamam.

-Daha önceden yaptığınız bir şey nedeniyle çok utanç duyduğunuz oldu mu?

Yok.

-En büyük zaafınız nedir?

Köpekler ve çocuklar. Yardıma muhtaç birini görmeyeyim yani, içim gidiyor. Direk bir şeyler yapmaya çalışıyorum. Onlar en büyük zaaflarım.

-Romantik biri misiniz?

Yerine göre. Çok ‘mıç mıç’ romantikliği sevmiyorum. Absürt hediyeler alıyorum ben çok saçma sapan. Karşımdakini mutlu etmeye çalışırım ama romantiklik sayılmıyor herhalde bu.

MUTSUZSAM AYNAYA BAKASIM GELMİYOR

-Kendinizi güzel/yakışıklı buluyor musunuz?

Mutluyken evet. Bence bakımsız kadın olayı da hikaye. Aynaya baktığın zaman, eğer o an mutluysan “Çok güzelim ya” diyorsun. Ama mutsuzsam da hiç aynaya bakasım gelmiyor. Mutluluk güzelleştiriyor.

-Şanslı biri olduğunuzu düşünüyor musunuz?

Evet. Şanslıyım çünkü başladığım noktadan hiç durmadan projeden projeye geçtim. Hiç öyle bir duraksama dönemim olmadı. O yüzden şanslı hissediyorum kendimi.

-Hafızanız kuvvetli mi? Öyleyse olmamasını diler miydiniz?

Hayır, hiç değil. Çok unutkanım. Hatta insanlar çok da şaşırıyor, “O kadar ezberi nasıl yapıyorsun?” diye. Bilmiyorum, senaryoyu bir okuyuşumda ezberleyebilirim. Ama normalde hafızam hiç kuvvetli değildir. Dün ne yediğimi sorsanız söyleyemem.

-Hiç linç yediniz mi?

Yemedim.

-Cimri biri misiniz?

Hiç değilim.

-En çok neye para harcarsınız?

Yemek yemek ve cilt bakım ürünleri.

-Tek başına kaldığınızda yaptığınız en saçma şey ne olur?

Kafamda senaryo kurup onu oynuyorum (gülüyor). Ağlıyorum evin içinde böyle hiçbir şey yokken. Sonra değerlendiriyorum kendimi. Tek sıkıntı karşımda biri konuşmuyor ya, o bazen kötü oluyor.

-Stalk yapar mısınız?

Yaparım (gülüyor). Eskiden çok yapardım ama şu an çok vaktim olmadığı için işten dolayı yapmıyorum.

AFFEDERİM AMA UNUTMAM

-Neyi asla affetmezsiniz?

Yok. Affederim ya. Aldatmayı geçiyorum zaten. Aslında affederim ama unutmam. Affederim, hayatıma onsuz devam ederim. Yalanı affettiğim oldu. İçimde kimsenin yükü kalmasın.

-Günlük hayatta ünlülüğünüzü kullanır mısınız?

Yok. Kullanabileceğim bir alana da girmiyorum ki (gülüyor). Setten eve, evden sete.

-Geçmişe mi gitmek isterdiniz, geleceğe mi?

Geçmişe gitmek isterim. 90’ları çok merak ediyorum. Şarkıları filan çok hoşuma gidiyor. O dönemin aşkları filan, tatlı tatlı. O dönemi bir görmek isterdim.

-10 yıl önceki Sıla’ya ne söylemek isterdiniz?

Hiçbir zaman, hiçbir haksızlığa boyun eğme. Her zamanki gibi sen bildiğini oku. Yaşamakla konuşmak arasında kalmış insanların hiçbir eleştirisine kulak asma derdim.

PARA PARA PARA

-Kaç para verseler şuanda yaptığınız mesleği değiştirirsiniz?

Mesleğimi asla bırakmam. Değiştirmem. Oyunculuk bu yani, zaten güzel bir noktaya geldiğin zaman güzel de paralar kazanabileceğin bir meslek. Neden değiştireyim ki?

-Kaç para verseler en sevdiğiniz insanın ayağını kaydırırsınız?

Sevdiğim birinin ayağını kaydırmam. Kimsenin ayağını kaydırmam.

-Kaç para verseler hafızanızın bir bölümünün silinmesine izin verirdiniz?

Buna izin vermem ya. Çünkü şu an olduğum Sıla’yı oluşturdu, o yüzden sildirmem.

-Kaç para verseler sosyal medyadan 1 ay uzak dururdunuz?

Bu çok basit. Buna para bile vermeseniz olurdu (gülüyor). Durabilirim. Çok yoğun çalıştığım için çok vakit ayıramıyorum. 100 bin lira da olur, 50 bin lira da olur.

-Kaç para verseler, uğurunuz olarak gördüğünüz ve asla birine vermeye kıyamadığınız bir şeyden vazgeçerdiniz?

Öyle bir şeyim yok benim. Bir tek çok sevdiğim köpeğim var, köpeğimi de vermem zaten asla kimseye.

 

About Min

Check Also

Uno de los villanos de Hercai cambió su apariencia y la sorprendió con su belleza.

Entre las Aslanbeys, fue una de las mujeres más influyentes para que persista la división, …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *