ᴇᴍᴀɴᴇᴛ’ɪɴ ʏᴀᴍᴀɴ ᴋıʀıᴍʟı’sı ʜᴀʟɪʟ İʙʀᴀʜɪᴍ ᴄᴇʏʜᴀɴ: ᴛᴏᴘʟᴜᴍᴜɴ ʙɪʟᴅɪğɪ ʜᴀʟɪʟ İʙʀᴀʜɪᴍ ᴏʟᴀɴᴀ ᴋᴀᴅᴀʀ çᴏᴋ ғᴀᴢʟᴀ ᴇʟᴇşᴛɪʀɪ ᴀʟᴅıᴍ!

Ünlü oyuncu Halil İbrahim Ceyhan, Sabah Youtube kanalında Yasemin Döngel’in konuğu oldu. Oyunculuk serüveni için, “Aslında bu da bir oyunla başladı” diyen Ceyhan, “Zaman zaman izlediğim Türk filmlerindeki karakterlerin yaptıkları oyunları evde taklit ederdim. Bu serüven öyle başladı” dedi. Kariyer basamaklarını hızla tırmanan ünlü oyuncu, unutamadığı set anısını anlatırken ise gözyaşlarını tutamadı…

4 çocuklu bir ailede büyüdü. Fabrikada çalışan bir babanın yetiştirdiği, dünyadaki her şeyden haberdar olan bir çocuk oldu. Şarkıcı, söz yazarı, besteci, fotomodel, sinema ve dizi film oyuncusu olarak kendisini tanımlayan pek çok renkli sıfat var, fakat “Emanet” dizisinde hayat verdiği ‘Yaman Kırımlı’ karakteriyle adeta yıldızı parladı. Halil İbrahim Ceyhan ile ekran yolculuğunu ve merak edilenlerini konuştuk.

-Hoş geldiniz, nasılsınız?

Çok iyiyim teşekkür ederim.

-Nasıl gidiyor hayat?

Hayat güzel gidiyor. Sevdiğim bir işi yapıyorum. Bugünlere gelmek için uzun uğraşlar verdik. Sonunda da emeğimizin karşılığını alıyoruz gibi geliyor bana. Mutluyum bu anlamda.

-Hikayenizi en baştan dinlemek istiyorum. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Çok özgür bir çocukluk geçirdim. Ben Sivas’ta doğdum büyüdüm zaten. 4 çocuklu bir ailenin en büyüğü olan, fabrikada çalışan bir babanın yetiştirdiği, dünyadaki her şeyden haberdar olan bir çocuk olarak büyüdüm. Bu anlamda mutluyum, keyifliydi çocukluğum.

-Küçükken alamadığınız için üzüldüğünüz, hatırladıkça içinizi acıtan bir şey var mı?

Olmadı. Ama benim bir spor araba merakım var. Onun için de çaba sarf ediyorum zaten.

-Sizi tanımlayan pek çok renkli sıfat var; Şarkıcı, söz yazarı, besteci; fotomodel, sinema ve dizi film oyuncusu… Kariyer yolculuğunuzun nasıl başladığını dinleyebilir miyiz?

Bu da bir oyunla başladı aslında. Özellikle söz yazarlığıyla ilgili sorular çok geliyor. Küçükken futbol oynamak yerine dinlediğim şarkıların sözlerini değiştirirdim ve bunun bir oyun olduğunu düşünüyordum. Zaman zaman izlediğim Türk filmlerindeki karakterlerin yaptıkları oyunları evde taklit ederdim. Bunun bir iş, meslek olduğunun farkında olmayarak. Zamanla bunun bir iş olduğunun farkına varıyorsunuz. Bu serüven öyle başladı.

STANDART OLAN HİÇBİR ŞEYİ SEVMİYORUM

-Herkesin gözünde ‘Yaman Kırımlı’sınız şuan. Sizi o karakter olarak gören, onunla bağdaştıran pek çok hayranınız var. Peki aslında Halil İbrahim Ceyhan kimdir? Yaman’dan farkı nedir?

Aslında benzer noktaları da çok fazla. Halil İbrahim çok vicdanlı bir insandır. Ailesine düşkündür. Boş zamanlarında kendini geliştirmeyle uğraşır. Çocuklarla oynamayı çok severim. Standart olan hiçbir şeyi sevmiyorum. Sıradanlık bana göre değil.

‘ŞARKI ÇIKARTAYIM’ DİYE BİR HEVESİM OLMADI

-Yıldızınız “Emanet” dizisiyle parladı ama şarkıcılık serüveniniz beni epey şaşırttı, sesinizin güzel olduğunu ne zaman fark ettiniz, bu yola nasıl atıldınız?

Sesimin güzel olduğu hep söyleniyordu zaten. Ben söz yazarlığıyla girdim bu işin içine. Çok fazla şarkıcı olayım diye bir hedefim yoktu. Fakat çok meşhur bir sanatçımıza bir şarkı yazdım. O şarkı stüdyolar arasında benim ses kaydımla dolanmaya başladı. En son Suat Aydoğan’la çalışmıştım, beste ve sözler veriyordum. O ara “Neden sen söylemiyorsun?” dedi bana. Yani ben “Şarkı söyleyeyim, single çıkartayım” diye bir hevesim olmadı. “Olur mu, olmaz mı?” filan derken söyledim. Öyle bir şey çıktı ortaya.

-Şarkıcılık mı yoksa oyunculuk mu diye sormak isterim…

Oyunculuk. Şarkıcılık da yeteneğe bağlıdır ama oyunculukta daha çok karakter oynarsınız. Dolayısıyla bu benim ilgi alanım. Bunun bir sınırı yok.

-Şu an kariyer basamaklarını hızla tırmanıyorsunuz. Ama sanat dünyasına atılmamış olsaydınız, “Kesin şu işi yapardım” diyebileceğiniz bir meslek var mı?

Muhtemelen iş adamı olurdum.

-Uzun soluklu ilk projenizi “Emanet” ile yaşadınız. Nasıl gidiyor?

Dizimiz çok iyi gidiyor. Hikayesi çok güzel, karakter çok güzel. Zaten bunu severek başladım. Uzun süre bekledikten sonra iyi ki bu karakterle tanıştım.

‘YAMAN KIRIMLI’ KARAKTERİNİN TÜRKİYE’DE EŞİ BENZERİ YOK

-Hikayeyi okurken hangi nokta “Ben bu işte olmalıyım” demenize sebep oldu?

Yaman Kırımlı karakteri Türkiye’de gösterilmiş olan hiçbir dizinin benzeri değil. Kendine has bir karakter. Dolayısıyla bu beni çok cezbetti. İki üç bölüm izleyen insanlar tarafından kısıtlama yapılıyor, “Bu adam mafya babası, bu adam iş adamı” filan. Halbuki baktıkları zaman çok daha geniş yelpazesi olan bir karakter görecekler. Birçok mafyatik dizide olmayan bir adamı görecekler. Bunlar beni cezbeden noktalardı.

KARGAŞAYA GÜRÜLTÜYE VAKTİMİZ YOK

-Gelelim Emanet dizisine. Sıla hanımla enerjinizin tuttuğunu görüyoruz. Bu ekrana yansıyor ki büyük de bir fan kitleniz var. Peki set arkasında bu durum nasıl? Partnerinizle sorun yaşadığınız oluyor mu?

Anlaşamadığımız anlar çok olmuyor çünkü kargaşaya gürültüye çok vaktimiz yok. Keyifli, eğlenceli geçiyor. Zaman zaman set kritikleri yapıyoruz, sahneyle ilgili konuşuyoruz. Genelde set ortamı zaten çok eğlenceli. Senaryomuz hızlı gelişen, değişik sahnelerin olduğu bir senaryo. Bunların kritiğini yapıyoruz. Onun dışında çoğunlukla çalışıyoruz.

GÖZYAŞLARINI TUTAMADI…

-Unutamadığınız bir set anısı var mı? Çok güldüğünüz, çok zorlandığınız, çok üzüldüğünüz…

Yaman’ın babasının mezarına gittiği bir sahne vardı. Bir mezarlıkta çekiyoruz biz bu sahneyi. Köy ahalisinden bir hanımefendi geldi. “Oğlum ben seni çok seviyorum, seninle fotoğraf çekilmek istiyorum. Eşime de seni hep anlatıyorum. O da çok mutlu bu durumdan. Üçümüz beraber bir fotoğraf çektirebilir miyiz?” dedi. “Olur tabii ki teyzeciğim sahnemiz bitsin seve seve sizinle fotoğraf çekinmek isterim. Eşiniz nerede?” dedim. İlerideki bir mezarı gösterdi (ağlıyor).

Bu ilginç bir anıydı mesela. Yani o kadar bizi sevmiş ve benimsemiş ki, mezarında eşine anlatıyor. Bu değişik bir durum. Kim günlük bir diziyi izleyip de mezarının başında eşiyle onu paylaşmaya gider?

-Oyuncu olmanın verdiği en güzel şeylerden bir tanesi bu olsa gerek…

Evet en geniş yelpazelerden bir tanesi bu.

-Peki sokakta başka nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Genellikle ‘Yaman’ diye peşimden koşuyorlar. Fotoğraflar çekinmek isteniyor. Çok sevildiğimize dair yorumlar alıyoruz çok mutlu ediyor beni. Ailelerinden biri olarak görüyorlar. Bu güzel yansımaları yaşıyorum, çok mutlu edici bir şey.

HAFTALIK DİZİLERİN VAKİT RAHATLIĞI BİZDE YOK

-Hafta içi her gün yayınlanan, günlük bir dizide rol alıyorsunuz. Haftalık dizilere nazaran daha fazla çalıştığınızı söyleyebiliriz sanırım. Bu temponun sizi yorduğu oluyor mu?

Farklı zorlukları olabilir ama haftalık diziler de çok yoğun çalışıyor. Biz de çok yoğun çalışıyoruz. Sadece şöyle bir avantajımız olabilir; çok konsantre bir şekilde çalıştığımız için haftalık dizilerin vakit rahatlığı bizde yok. Dolayısıyla çok zor sahneleri 2-3 saat içerisinde çekmemiz gerekiyor. Bu da bizi güzel bir noktaya taşıyor. Çünkü gözümüzde hiçbir sahne büyümüyor.

Bence bu bir avantaj çünkü bu beni hayata karşı hızlandıran bir durum. Zaten benim hayat disturlarım arasındadır. Bir şey yapamazsın dediği anda ben ona kilitlenirim, onu yapmak için elimden geleni yaparım. Tekniği neyse öğrenirim, araştırması neyse onu yaparım. Ama o işi mutlaka yaparım. Bugün olduğum nokta da onlardan bir tanesi. Bu zor sahnelerin duygu ve aksiyon yoğunluğunun olması çok daha kısa sürede çekmemizi sağlıyor. O da bence avantaj.

-‘Yaman Kırımlı’ karakterine hayat veriyorsunuz. Bazı oyuncular karakterlerine kendilerinden bir şeyler katar, karakterle özdeşleşir o hareket/sözcük vs. Sizin böyle bir katkınız oldu mu Yaman Kırımlı’ya?

Yaman çok fazla vücut dilini kullanmıyor. Türkiye’deki hiçbir karaktere benzemiyor. Belki aksiyon sahnelerinde bir şeyler katmış olabilirim. Çünkü ben özel hayatımda ‘wing chun’ dersi alan biriyim. Onun aksiyonlarında bazen bunu kullanıyorum. Ama onun dışında mafyatik bir kabadayının kavga ediş stili yok Yaman’da. Çok daha disiplinli bir durumda kavga ediyor. Onu katmış olabilirim. Yaman optimum, herkesin kendinden bir şey bulabileceği bir karakter. Onun için kısıtlamıyoruz Yaman’ı.

HİÇBİR KÖTÜ YORUM BENİ ETKİLEMİYOR

-Sosyal medyada büyük bir fan kitleniz var. Çok sayıda güzel yorum alıyorsunuz mutlaka. Peki hiç eleştiren, olumsuz yorum yapanlar da oluyor mu?

İşimle alakalı hiçbir olumlu ya da olumsuz mesaj beni kötü etkilemiyor, veya çok da iyi etkilemiyor. Fakat özel hayatla alakalı bazı kurgular yapan arkadaşlar var. Bunlara üzülmüyorum ama biraz çirkin buluyorum. Biraz empati yapması gerekiyor insanların.

-Dizinin yanı sıra farklı projeleriniz var mı? Bir sinema filmi olur, bir tiyatro gösterisi…

Bir iki tane sinema filmi var şu an senaryo olarak bekleyen. Onun dışında zaten dizimiz devam ediyor. Sezon aramız kısa olduğu için o sinema filmlerine yer ayıramıyor olabileceğiz. Tiyatro yok şu an, ama isterim eğitimini de aldım zaten. Fakat ben sinema filmi çok istiyorum. Ama ikinci sezonda Emanet’e devam ediyor olacağız.

-Böyle söyleyince merak ettim; var mı büyük bir hayaliniz, zirve olarak düşünceniz oyunculuk adına?

Çok daha global bir isim olmak istiyorum. Zaten Emanet de yaklaşık 18 ülkede yayınlanıyor. Okyanuslar ötesinden izleniyoruz. Onların varlığı sevgisi yetiyor bize.

-Sevgi demişken biraz da aşkı konuşmak istiyorum. Halil İbrahim Ceyhan’ın dünyasında aşk nedir?

Bir tutkudur. Vazgeçilmez olanın peşinden gitmektir. Kendini iyi hissettiğin yerdir. Özel duygular bunlar. İnsanın kendi içinde yaşaması gereken bir şey.

-Sizce aşk bir kez yaşanabilen bir şey mi, yoksa birkaç kez yaşama şansını elde edebilir miyiz?

Bence o mevsimsel bir şey. İnsanın ömrüyle alakalı olan mevsimsel bir şey. Bundan 5 yıl önceki Halil İbrahim burada değil. O algı kapasitemiz neyse, ona hitap eden şeye duyduğumuz bir zaaf diyebilirim. Bu doygunluk noktasıyla karşınıza çıkan böyle bir şey varsa işte o zaman tekrar tekrar aşık olabilir insan.

ÇOK FAZLA ELEŞTİRİ ALDIM

-10 yıl önceki Halil İbrahim’e ne söylemek isterdiniz?

“Vazgeçme” derdim. Şu an toplumun bildiği Halil İbrahim olana kadar çok fazla eleştiri de aldım. Çünkü zor bir mecra burası. Ulaşması mümkün değil. Yani çok zor mümkün. Günümüz şartlarında düşünsenize; bir dizinin başrolünde oynuyorsunuz. Olmadan söylediğiniz zaman sizi hayal dünyasında zannediyorlar. “Boşuna uğraşıyorsun, olmayacak” gibi olumsuz eleştirilerle karşılaşıyorsunuz. Ama sonrasında oluyor. Bu sefer o insanlar şunu söylüyor: “Biz biliyoruz, çok uğraşmıştın.”

KISA SORULAR (KLASİK FORMAT)

-Çok keşkeleriniz var mıdır hayatta?

Yok.

-Gamsız biri misiniz?

Gamsız değilim, vicdanlıyım.

-Takıntı derecesinde bir huyunuz/özeliğiniz var mı?

Titizlik olabilir. Hep mükemmel olsun isterim.

-Hiç terk edildiniz mi?

Evet (gülüyor).

-Çok acı verdi mi?

Yok, vermedi.

-Hiç aldatıldınız mı? Ve bunu gözünle gördüğünüz/yakaladığınız oldu mu? (Mesaj, el ele görme gibi)

Yok, olmadı.

-Nasıl bir arkadaşsınız?

Vefalı. Kimseye gönül koymam, kin tutmam, bana gerçekten açık gelen herkese açığımdır, arkamdan iş çevrilen bir durum varsa da onu görmezden gelirim.

-Her söylenene kolayca inanır mısınız?

Hayır. Akıllı insan işi değil o.

-Sizi en çok ne sinirlendirir?

Haksızlık. Bana veya etrafımda birisine yapılmış bir haksızlık sinirlendirir beni. Son dönemde küçük çocuklara ailelerinin verdiği yanlış tepkiler var. Onlar beni baya geriyor. Küçücük çocuklara şiddet uygulayan insanlar görüyorum. O anda tutup ellerinden almak istiyorum ama yapacak bir şey yok annesi ve babası onlar.

-Daha önceden yaptığınız bir şey nedeniyle çok utanç duyduğunuz oldu mu?

Hayır olmadı.

-En büyük zaafınız nedir?

Çok belirgin bir zaafım yok. Ailemi çok severim. Ama zaaf dediğiniz zaman bir açıklık belirtir ya o, ama haksızlığa gelemem ve dediğim gibi benim zaafımdır o. Onun dışında bir zaafım yok.

-Romantik biri misiniz?

Duruma, kişiye, yere bağlı. Genelde duygularımı çok kontrol ederim, kontrollüyümdür.

-Çok sevdiğinizi gösterir misiniz?

Nadiren.

-Peki, şıpsevdi biri misiniz?

Hayır.

-Kendinizi güzel/yakışıklı buluyor musunuz?

Yok. Hiç olmadı (gülüyor). Hatta bunu söylediklerinde utanırım. Herkesin bakış açısı farklıdır ya, aynanın karşısına geçip de “Çok yakışıklısın” filan hiç demedim.

-Hafızanız kuvvetli mi? Öyleyse olmamasını diler miydiniz?

Çok kuvvetli. İnsanın yaşadığı her şey deneyim olarak kalıyor. Unutursanız tekrar bir hataya düşüyorsunuz. Unutmazsanız da bilinçli olarak hayatınıza ve yolunuza devam ediyorsunuz. Dolayısıyla kuvvetli hafıza her şeyi tuttuğu için yanlış yapma ve yapmama oranını belirliyor bana göre. O yüzden kuvvetli hafızamdan olayı mutluyum.

-Hiç linç yediniz mi?

Yok yemedim, çok şükür.

-Linç yeseniz bu modunuzu düşürür mü?

Neyle alakalı olduğuyla alakalı. Aileyle ilgili olursa beni gerebilir. Çünkü o benim özel hayatım. Ama işimle ilgiliyle oradaki yanlışın ne olduğuna bakarım. Çünkü bu çok geniş bir konu. Bazen eleştirisel anlamda “Yaman neden hiç gülmüyor?” diyorlar. Bu bir proje. Onun karakter analizinde çok fazla gülmek yok. İnsanlar bu konuyla alakalı bir eleştiri yapıyorsa bunun bir arka tarafı var. Yani bu adamın gülmemesi gerekiyor. O anda yediği linçin arka planını biliyorsam bir bakarım, ama hatalı bir şeysem düzeltmeye çalışırım.

-Cimri biri misiniz?

Yok değilim.

-En çok neye para harcarsınız?

Saat, ayakkabı, araba (gülüyor).

-Tek başına kaldığınızda yaptığınız en saçma şey ne olur?

Düşünmek galiba ya. Çok geçmişi düşünmek.

SAAT DİNLEMEYİ ÇOK SEVERİM

-Geçmişte takılı kalır mısınız?

Yok kendi geçmişimi değil, dünya geçmişini. Bir saati dinlerim, saat dinlemeyi çok severim. Dededen kalma çok eski bir saatimiz var. Onun sesini dinlerim, geçmişe giderim. Ben geçmiş medeniyetlere çok meraklıyım.

-Siz böyle söyleyince bir dönem dizisinde hayal ettim ben sizi…

Kısmet. İsterim tabii ki.

-Stalk yapar mısınız?

Yok.

-Sosyal medyayı kullanıyor musunuz?

Zaman zaman kullanıyorum. Atılan yorumları bile çok görmüyorum. Bakamıyorum çünkü vaktimiz yok.

-Neyi asla affetmezsiniz?

Aldatılmayı. Biz bir umudun peşinden koşuyoruz. Bununla alakalı bir aldatılma, kandırılma. O beni üzer.

-Günlük hayatta ünlülüğünüzü kullanır mısınız?

Kullanmam. Hatta şöyle düşünüyorum; siz nasıl burada röportajınızı yapıyorsunuz, fabrikadaki işçi nasıl gidip işini yapıyor, ben de ekranda işimi yapıyorum. Fakat tek farkımız göz önünde olmak.

-Geçmişe mi gitmek isterdiniz, geleceğe mi?

Geçmiş.

PARA PARA PARA (KLASİK FORMAT)

-Kaç para verseler şuanda yaptığınız mesleği değiştirirsiniz?

Mesleği değiştiremezsiniz de kendi yapımcılığımı yaptığım bir iş yapardım. O kadar parayı verebilecek birisi varsa buyursun (gülüyor).

DÜNYALARI VERSELER OLMAZ!

-Kaç para verseler en sevdiğiniz insanın ayağını kaydırırsınız?

Dünyaları verseler olmaz bu. Çünkü kimsenin hayatıyla oynayamayız. Mümkün değil.

-Kaç para verseler hafızanızın bir bölümünün silinmesine izin verirdiniz?

Sildirmem onu.

-Kaç para verseler sosyal medyadan 1 ay uzak dururdunuz?

Benim için hiç önemli bir şey değil o. En yüksek rakamı versinler öyleyse (gülüyor).

-Kaç para verseler, uğurunuz olarak gördüğünüz ve asla birine vermeye kıyamadığınız bir şeyden vazgeçerdiniz?

Konuştuk ya, ben çocukları çok severim. Geleceğine sahip olmak isteyen kimsesiz çocuklar var çok fazla. Onların elleri iş tutana kadar hayatlarının masraflarını karşılayabilecek bir rakam verirlerse ben de uğurum olan şeyi verir ve onlara cevap veririm.

Emanet çok güzel bir proje. Bunun içinde yer almaktan çok mutluyum. Bu anlamda beni destekleyen herkese çok teşekkür ederim. Onların o güzel enerjileri bize geliyor. Biz de o enerjiyle yolumuza devam ediyoruz. Emanet çok daha güzel yerlere gelecek. Çünkü dünyanın birçok ülkesinde gösteriliyor ve çok güzel tepkiler alıyoruz. Bu tepkiler artarak devam edecek. İyi ki varlar, bizi izlemeye devam etsinler. Ben onları çok seviyorum, onlar da bana gönüllerinde yer verirlerse çok mutlu olurum. Çok teşekkür ederim…

About Min

Check Also

¡Premio para Hande Erçel y Kerem Bürsin, estrellas de “You Play Door”! ¿Pueden Yaman y Özge Gürel superarlo?

Kerem Bürsin y Hande Erçel, estrellas de la serie de televisión Sen Çal Kapımı, que …

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *